17 Ekim 2011 Pazartesi

Dengbêj Seyîtxanê Boyaci'nın stranı, havarı...



Dengbêj Seyîtxan Boyaci'yı birkaç keredir Diyarbekir'in “Mala Dengbêjan” (Dengbêjler Evi) ında görüyor; hayranlıkla dinliyordum.

Bu hayranlığımı anlamış olmalı ki, dün yanından geçerken tuttu kolumdan. Önce "güzel günler göresin, güzel yaşayasın" gibi iyi dileklerde bulundu. Sonra, sanki hikayesini anlatmak istiyormuş gibi, "internete gir, Seyîtxan Boyaci yaz, çıkan yazıyı oku" dedi.

Meğer bakmak yetmiyormuş, tanımak için. Bağrından yükselen yanık sese kulak vermek de yetmiyormuş. Daha içeriye, bir ömrün izdüşümüne bakmak gerekiyormuş, görüleni ve duyulanı anlamak için...

Tekrar gideceğim Xalê Seyitxan'ın yanına. Ve RED'in gelecek sayısında, onu dinleyeceğiz hep birlikte. Şimdi önce, bana bahsettiği yazıyı paylaşmak istiyorum sizlerle... 






25 yıllık boyacı, yaşlı bir dengbêj: Seyîtxanê Boyaxci

KAYNAK: Fırat Haber Ajansı(ANF)




Zaman denen çıngıraklı yılanın sonsuz midesinden yanık bir kılam yankılanır Amed surlarının kadim taşlarına. Yukarıda sözde kul, aşağıda sözde vatandaş olmanın absürdçe itirazıdır Daxkaqapi meydanına yüz süren tını. Kah, Feqiyê Teyran olur yaralı turnayı acıtır Evdal’in kucağında, kah bir oyun havası gibi halaya durur Seyîtxanê Boyaxcî’nin boya kutusunda.

Kürtlerin yaşayan en önemli dengbêjinden biri olarak gösterilen Seyîtxanê Boyaxcî… Hayat yükünün filmlere konu olabilecek yaşam özetiyle yaralı bir hamal ya da yıllarca kentin çöpünü temizleyen bir temizlik işçisi. Veya ismi haline gelen 25 yıllık ayakkabı boyacılığının emekli şövalyesi…

Medeniyet olarak isimlendirilen dişsiz canavardan bahsederken en ağır sitemleri soluyan bir halk ozanıdır söz konusu olan. Yok olmayı kaderin ötesinde iliklerine kadar bir kabul olarak sindirmiş bir halkın yaşlı ağıdı, mistik avazı. Yüzyılların kahrını hayatındaki erken kaybedişlerde demleyen, yoksulluğu yastığının dibinden atamayan, namı diğer Seydo Şimşek.

Ait olmadığı bir yüzyılda yaşıyor olmaya saplanıp kalmasa da, çağında yaşadığı jenerasyonun lisanına alışamadan geçmişten öykülerle seslenen Seyîtxanê Boyaxcî, hayatının son demlerinde de olsa gem vurulamayan bir kültürün akışına çeper olan önemli bir köşe taşı.

Diyarbakır’ın Ergani ilçesine bağlı Lexerî köyünde 1933 yılında dünyaya gelen Boyaxcî, hayatı boyunca bir keder işçisi, bir dert hamalı olarak yaşamak zorunda kaldı. 2 yaşında iken annesini, 4 yaşında iken babasını yitiren koca çınar, amcası tarafından büyütülür.

Hiç okul yüzü görmemiş ve 15 yaşından itibaren payına düşeni stranlara ören Boyaxcî, ırgatlık ve çobanlık işlerinden sonra Amed sokaklarında yaşama tutunmaya başlar. Hayat hikâyesinin giriş kısmını bu şekilde düğümleyen denbêj, gelişme bölümünde ise her tattan acıyı istiflemekle mükelleftir hayatta…

Bilumum ayak işlerinden sonra kendine ‘düzenli’ bir iş bulan, Xalê Seyitxan, dokuz altı yollarında olmasa da, boğazındaki zincirin öte yakasını ayakkabı boyama sandığının kemendine düğümler. Tam 25 yıl. Dile kolay, 25 yıl boyunca koca bir kentin belki de tüm yaşayanlarının ve ölenlerinin ayağına kadife bezi, badem yağı anılar dokuyan Seyîtxanê Boyaxcî, bu sürede nice ağa ve beglerden alaylı iğnelemeler, nice ağır ithamlar duyar zengin uşaklarından…

Daha sonra dönemin belediye başkanı Mehdi Zana tarafından Diyarbakır Belediyesi’nde işe alınan Boyaxcî, 1980 yılına kadar bu kez çöp arabasının arka mazgalına tutunur. Artık gerçekten, çöpten de olsa düzenli bir iş ve maaş sahibi olan Dengbêj, bütün gün kentin pisliğini, akşam ise ayakkabıların pisliğini almaya devam eder. Xalê Seyîtxan artık çift mesailidir… Bu yoğun mesai yılları aynı zamanda sesinin demlendiği, kılamların boğazından misku amber kokularla yayılmaya yüz tuttuğu yıllardır. Sokaklar ellerindeki nasırın iriniyle temizlenir Xalê Seyîtaxn’ın, kulakların pası ise, avazıyla, havarıyla…

Ve xalê Seyitxan, 1980 yılında belediyenin tam gün çalışma isteğine bir ağıt yakar ve emekliliğini ister, boyacılık aralıksız şekilde prestijine prestij katmaktadır nazarında… Bundan sonra civat ve şevbirklerde aranan isim olmaya başlayan Boyaxcî, evlenir ve sıcak aile ortamının tadına ulaşmaya çalışır. Ancak biçilmiş alın yazgısı küçük yaşta anne babasını almakla kalmaz ve art arda doğan 7 çocuğunu yoksulluk ve beslenememekten dolayı meyleder toprağa. Xalê Seyîtxan reste rest dercesine 7 çocuk daha yapar.

Şimdi 65 yaşındaki eşi, 7 çocuğu ve 10 torunuyla hayatının güz bitimini yaşayan Xalê Seyîtxan, şimdiki nesilden oldukça sitemli. Şimdiki nesil dediysek, elbette ayrım yaptıkları da var. Kimler mi?

Kendi ağzından dinleyelim: Eskiden gençler saygı sahibiydi. Daha iyiydiler. Şimdikiler biraz hafif akıllı. Tabi hepsini demiyorum. Dağların başındakilerin bununla alakası yok. Onlar gözümün nuru. Onlardan bahsetmiyorum. Ancak diğerlerinin yanında küçük, büyük kıymeti kalmadı. Büyükler susuyor, küçükler konuşuyor.

Yakındığı tek konu bu değil elbet, bir de Amed’in o yüzü ve bu yüzü var. Yani eski ve yeni. “Berê Amed, Amed bû” diyor xalê Seyîtxan ve devam ediyor, “Eskiden Amed bir köy gibiydi. İçinde bu kadar insan yoktu. Kadir kıymet böyle değildi. Biri seni gördüğü zaman kıymet verirdi. Bir hafta birini görmeyince hayran kurban olunurdu. Ama şimdi yanından geçiyorsun selam vermiyor. Eskiden Amed Amed’di. Tek bir araba yoktu. Günde en fazla 3 tane kamyon görürdün. Şehrin ortasında leylekler dolaşıyordu.

Ama ne oldu? Devlet köylere ateş yağdırdı, köylü şehirlere kaçmak zorunda kaldı ve kahvehanelerde korkunç bir manzara oluştu. Ben bu şehirde meyan kökü sattım yıllarca, sepet hamallığı yaptım. Amelelik yaptım, çöpçülük yaptım. Ancak Mehdi Zana olmasaydı elime dilencilik bile geçemezdi belki şimdi. Nerde bir kör, fakir, kel varsa işe aldı. O garibanların babasıydı. Sonra da Osman Baydemir. İkisi de halkının ve fakirlerin babası oldu. Ben yıllarca aç yattım. Ama olsun, Amed şimdi de çok güzel, tabi şu dertlerimiz de derman bulursa, Kürtler zafere ulaşırsa daha da güzel olacak Amed…

Hayatın ince eleğinden süzülerek gelen Seyîtxanê Boyaxcî, şimdilerde Diyarbakır’daki Dengbêjler Evi’nde bütün gününü avazı çıkana kadar stranlarını haykırmakla geçiriyor zamanını. Gönlünde dağların umudu, avuçlarında değil bir kentin, bir halkın sevgisi. 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BU METİNE DAİR NE DÜŞÜNÜYORSUN?